28 Nisan 2009 Salı

BALDUK TOBB BAŞKAN VEKİLİ Mİ OLUYOR?

Mehmet Balduk TOBB Başkan vekili mi oluyor?

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 2 Mayıs'ta Yapılacak 64. Olağan Seçimli Genel Kurulda son kez Başkanlığa aday Olacak. Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Balduk’ un da TOBB Yönetiminde yer alması bekleniyor.

Bilindiği gibi Eski Başkan Fuat Miras’ ın istifa etmesi üzerine 16 Haziran 2001 tarihinde Odalar Birliği Yönetim Kurulu kendi arasında gerçekleştirdiği görev dağılımıyla TOBB Başkanlığına Rifat Hisarcıklıoğlu’nu getirmişti.

TOBB Yönetim Kurulu Başkan vekili olan Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Balduk ilk dönemde Rifat Hisarcıklıoğlu ile beraber çalışmıştı. 2004 mayıs ayında yapılması gereken TOBB Genel Kurulu ise Odalar Birliği’nin kuruluş yasasında yapılan değişiklikle seçimlerin 1 yıl ertelenmesi üzerine 8 Mayıs 2005 tarihinde gerçekleştirildi. Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Balduk’ la seçim günü gece yarısına kadar beraber çalışan ve liste hazırlayan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ seçimlerin yapıldığı gün listede değişiklik yapmış ve TSO Başkanı Mehmet Balduk’ u listeden çıkarmıştı. Bu durum karşısında başta TSO Başkanı Mehmet Balduk olmak üzere TOBB Delegeleri, bir çok oda başkanı ve Kahramanmaraş’lı basın mensupları, sanayiciler şok yaşamış ve büyük tepki göstermişti. Mehmet Balduk belli bir süre TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile arasına mesafe koymuştu. Hatta kardeşi Murat Balduk’ un cenazesine gelmek isteyen Rifat Hisarcıklıoğlu’nu talebini reddetmişti. Geçtiğimiz yıllarda hatasını telafi etmek için Kahramanmaraş’a gelen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu gönül aldı. Mehmet Balduk’ u tekrar yanında görmek istediğini ima etti.

İşte yaşanan bunca sıkıntıdan sonra zannedersem Mehmet Balduk tekrar TOBB yönetimine girecek ve Başkan vekilliği görevi alacak.

Şimdi gözler 2 Mayıs 2009’ da yapılacak olan 64. Genel Kurul’ da yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılan Rifat Hisarcıklıoğlu’ nun Başkan vekilliğine Mehmet Balduk’ u getirip getirmeyeceğinde. Umarız TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu Mehmet Balduk’ a bu kez de geçmişte yapmış olduğu gibi bir haraket yapmaz.

Çünkü Kahramanmaraş sanayicisi bu konuda çok üzüldü. İncindi. Kahramanmaraş basını da yapılan bu yanlış haraketten dolayı Mehmet Balduk’ a destek çıktı. Umarım bu hata bir kez daha yaşanmaz.

Evet Kahramanmaraş’ lım şimdi sıra bizde. Mehmet Balduk’ a bu seçimlerde destek verme zamanı.

Mehmet Balduk’ un Başkan vekilliği Kahramanmaraş’ a çok şey kazandırır. Çünkü geçmişte bunun örneklerini gördük ve yaşadık. Mehmet Balduk Kahramanmaraş’ın tanıtım elçisi olabilir diyor ve TSO Başkanı Mehmet Balduk’ a başarılar diliyorum ve sonuna kadar kendisine destek olacağımızı belirtmek isterim.

Urfa,Mardin,Diyarbakır bizi geçmiş

TURİZM KENTİ MARDİN VE

PLAKA KOMŞUSU BİZ

Ülkem çok güzel ve ben bu ülkeyi delicesine seviyorum, Allah alem dünyanın en şanslı insanları da biziz!

Kahramanmaraş Dershaneler Birliği 16 dershane yöneticisi ile Şanlıurfa, Mardin’e bir gezi düzenledi ve bize de bu gezide yer aldık.

Şanlıurfa’ya daha önce gitmiştim, Mardin’i çok merak ediyordum, zaman kalıp Diyarbakır’ı da araya sıkıştırınca gezi balından yenmez oldu.

Fatih Erdoğan geziye çok iyi hazırlamış, organizasyon hatası hiç olmadı. Önce Şanlıurfa’ya gittik, burada rehberimiz en ince detayları ile bizi bilgilendirdi.

Akşam Devlet Konuk evindeydik, sıra gecesi harikaydı, çiğ köfte sanat gibi yoğruldu ve ikram edildi.

Gece Mardin’de kaldık, sabah kahvaltısından hemen sonra Mardin’i gezdik. Bu kente hayran kaldım, açık hava müzesi ifadesi bu kent için az gelir.

Kente turist akıyor, yerli ve yabancı turistler kentin caddelerini doldurmuş, kriz bu kente hiç uğramamış. En az on tarihi mekânda birden yenileme çalışması yapılıyor.

Hele hele Zinciriye Sultan İsa ve Sitti Radviyye Hatun Medreseleri müthiş ilgimi çekti. Bizim medreselere ne oldu? Sorusunu kendi kendime sordum.

Dayrulzafaran Manastırı ki, MÖ en az bin yıllık bir tarihi mekânın olduğu gibi korunması karşısında hayretlerini gizleyemedim.

Bu kente insan akıyor, turistler adeta cirit atıyorlar, sonra Güzel Kahramanmaraş’ım aklıma geldi, arada bir gördüğümüz turistlerin kentimize niye soğuk olduğunu anladım. (Not: Bu tespitlerimi önümüzdeki günlerde okuyucularımla yazı dizisi şeklinde paylaşacağım)

Ama şunu söyleyebilirim, Mardin on yıl içinde dünyanın sayılı turizm kentlerinin başında yer alacaktır. Bunu söylemek içinde müneccim olmak gerekmiyor diye düşünüyorum.

MARDİN KAPI

Mardin’deki gezimizi çok hızlı bir şekilde tamamlayarak Diyarbakır’a doğru yola çıktık. Saad 17.00’de Mardin Kapı’dan Diyarbakır’a girdik.

Bizi karşılayan Kahramankent Lisesi Eski Müdürlerinden Fuyzullah Hocam’ın yakın ilgisini gördük. Tüm Kahramanmaraşlılara selamı var.

Diyarbakır çevresi 5 bin metre uzunluğunda dünyanın en yüksek surları ile çevrilmiş. İşte Çin Seddinden sonra ikinci sırada yer alıyor.

Mardin’deki tarihi yapılarda Artuklular ağırlıklı olarak görülürken, Diyarbakır’ın kara taşlarında Emevi izleri olduğu gibi duruyor.

Ulucamisi, 4 ayak üzerine kurulu dünyada başka örneği olmadığını zannettiğim minaresi ile Şeyh Mutahhar Cami, 900 yıl önce bu topraklarda şehit olan H.Bin Velid’in oğlu ve 27 sahabe efendimizin türbesinin bulunduğu Süleyman Cami vb. hangisini saysam…

MARAŞ TURİZM KENTİ OLABİLİR Mİ?

Bu geziye çıkarken birer kültür elçisi olarak kendimizi düşündük. Kahramanmaraş’ı tanıtma amacıyla CD, kitapçık ve broşürler bulmaya çalıştık. Ama istediğimiz tanıtım araçları yetersizdi. Kırmızı biber, marka gömlek, fıstık ezmesi, birer küçük kitapçıktan oluşan 20 paket yaptık ve bize ev sahipliği yapanlara armağan ettik. Bu yetersizdi, tanıtım şart diyoruz ancak, tanıtım araçlarımızı artırmıyoruz.

Şunu söylemek istiyorum, Urfa, Mardin ve Diyarbakır turizm patlaması yaşıyor. Akın akın insanlar bu topraklara gelip para harcıyor, bizde sadece onları düşünüyor ve ancak konuşuyoruz.

Hazırlayacağım yazı dizisinde, bunları sizlerle paylaşacağım. Kahramanmaraş’ın nasıl turizm kenti olacağı ile ilgili düşüncelerimi somut verilerle paylaşacağım.

Umarım katkımız olur, saygılarımla

Konuşan Mardin Notları

KONUŞAN MARDİN

Mardin tüm misafirleriyle konuşurmuş. Ama her misafiri kendisini duymazmış.

23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 09.00’da Mardin’e girdik. Nereye baksanız sizi hayran bırakan farklı bir güzellik görüyorsunuz. Anladım ki Mardinli ne yapmışsa içine sanat ve estetik katmış. Camiler ve medreseler sanat şaheseri. Kiliseler muhteşem. Normal vatandaşların oturduğu evler bile insanı hayran bırakıyor. Kısaca, “Sanat ve estetiğin bulunduğu yerde kavga ve düşmanlık olmaz.” diyor Mardin.

Üstat Necip Fazıl Kısakürek de;

“Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış,

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.”

Diyerek Allaha ancak sanatla ulaşılabileceğine işaret etmiyor mu? Mardin’de yaşarken aya, yıldıza, ateşe tapanlar da, Müslüman ve Hıristiyanlarda sanatlarını Allah’ı aramak için kullanmışlar. Bu yüzden asırlardır kimse kimseye karışmamış. Herkes bir diğerinin sanatına dolayısıyla Allah’ına / İnancına saygı duymuş. Sanatta ve Estetikte yarışmışlar. Ortaya, bu muhteşem hoşgörü tablosu, bu muhteşem Şehir çıkmış.

Marifet, Allah’ı aramakmış, ararken de detaylara girmek gerekmiş. Sanat ve Estetik birinci şartmış. İkincisi, “Yaratılan her şeyi Yaratandan ötürü sevip saymakmış.” Mardin’in söyledikleri bundan ibaret…

ADAM TANIMAK

İnsanları tanımanın yollarından birisi de “yolculuk” yapmak.18 Kişi olduk, 38 saat süren bir geziye çıktık. Bu sürenin 4 saati uykuda, 12 Saati arabada, 22 Saati ise ziyaretlerde geçti. Baş döndürücü bir program olmasına rağmen hiçbir aksaklık yaşanmadı. Daha önceden planlanan program hamdolsun tıkır tıkır işledi. Programda aksaklık olmaması gezinin keyfini bir kat daha artırdı.

Kısa sürede üç şehir ve onlarca cami, dergâh, metrese, kilise gezildi. Diyarbakır surları ve Gazi köşkü ziyaret edildi. Vakit namazları ve cami, mescit ve dergâhlarda ziyaret namazları kılındı. Kuranlar okundu dualar yapıldı.

Görülen yerlerle ilgili bilinenler tekrar hatırlandı bilinmeyenler öğrenildi. Mardin deki Sıttı Radviyye (Hatuniye) Medresesinde Peygamber Efendimizin ayak izinin olduğunu hepimiz ilk kez öğrendik ve çok heyecanlandık. Hz. Ömer Efendimizin halifelik döneminde Diyarbakır’ı fethe gelen askerlerin arasında Halit Bin Velit ve Oğlu Süleyman’ın da bulunduğunu Süleyman’ın 26 Sahabeyle birlikte şehit düştüğünü de yeni öğrendik. Üç ilimizde de attığımız her adım, bastığımız her toprak, gördüğümüz her eser bizi çok etkiledi. Gezilen mekânlarla ilgili detayları geziye katılan Sayın Bekir Doğan ve Sayın Mehmet Doboğlu yazıyorlar. Herkesin okumasında yarar var. Bu yüzden Ben, gezilen mekânlarla ilgili bilgiler yazmayacağım. Bu tür gezilerin önemi üzerinde duracağım. Yapmış olduğumuz 38 Saatlik gezide elde ettiğimiz kazanımlardan bahsetmeye çalışacağım.

Birincisi; geziye katılan arkadaşlar bir birlerini daha iyi tanıma fırsatını buluyorlar. Yoldaşlık yapılır mı? Nasıl bir karaktere sahip? Ne yer? Nelere güler? Kurallara uyar mı? Diğer arkadaşlara saygılı mı? Oynar mı? Horlar mı? Sayıklar mı? Eli açık mı? Aldığı görevleri ciddiyetle uygular mı? Geziye katılanlar bir birleriyle ilgili tüm bu soruların cevabını öğrenme imkânını bulabiliyorlar. Benim izlenimlerim, geziye katılan arkadaşların tamamı on üzerinden on aldılar. Sınıfı geçtiler. Kendileriyle değil 38 Saatlik gezilere 38 Günlük gezilere bile rahatlıkla gidilebilir.

GÖREV ADAMI OLMAK

Gezi boyunca yapılması gereken işlerle ilgili görevlendirmeler yapmıştım:

Mücahit Aslan: Yol İmamı,

İmadettin Sarı: Araç Komutanı,

Cevdet Alperen: Kayıpları bulma mesulü,

Samet Demirci: Konaklama sorumlusu,

İbrahim Kara: Horlayanları ve Sayıklayanları uyandırma mesulü,

Bekir Doğan: Basın ve halkla ilişkiler sorumlusu,

Mehmet Doboğlu: Sanat Danışmanı,

Muharrem Erantepli: Gereken yerlerdeki konuşmaları yapma mesulü.

Görev alan arkadaşların, görevlerini bihakkın yerine getirdiklerine şahitlik edebilirim.

Yol imamımız Mücahit Aslan Beyefendi gerek vakit namazlarımızı

Gerekse mescitlerdeki ziyaret namazlarını hiç aksatmadan kıldırdı. Gereken yerlerde okuduğu Kuran ve yaptırdığı dualarla kalplerimizin pasını sildi.

Araç komutanımız İmadettin Sarı Beyefendi az bulunan mükemmel bir insan. Urfa’da yapılan sıra gecesinde muhteşem bir oyun sergiledi. Anlattığı fıkralarla bizleri kırdı geçirdi. Mardin’e kadar gezinin neşe kaynağıydı. Mardin’de moralimizi bozan üzücü bir olay yaşadık. Çarşıda gezerken ben kendisine “Ağabey, maşallah Arap kızlarının gözleri çok güzel oluyor.” Demişim. Sen tut bu sözden sonra karşına çıkan tüm kadınların gözüne bak. Kadının biri yanlış anlamış. “Sapık mısın nesin” diyerek başlamış İmadettin Beyin üzerine saldırmaya. Çarşı esnafı kadının elinden zor almış. Bu olaydan sonra keyfi kaçtı garibimin. Ama bizler gelene kadar takılmaya devam ettik. Hepimizi gülmekten kırıp geçiren ikinci olay ise, Naim Beyin yaşadığı telefon faciası oldu. ( Telefon faciasını yarın okuyabilirsiniz.)

Gönül köprüsünde duraklar.

ÖNÜL KÖPRÜSÜNDE DURAKLAR

Urfa Durağı

Türkiye’m, Anadolu’m yüreğimin sığabildiği, yüreğime sığdırabildiğim, ecdadımın kanlarının serpildiği topraklar…

Sen Maraş’sın, Antep’sin, Hakkari’sin, Ağrı’sın, Rize’sin, İstanbul’sun, Edirne’sin. Hele hele Urfa’sın, Mardin’sin, Diyarbakır’sın, velhasıl 81 ilsin. Hepsi bir, biri hepsi. Bütünde parçaların, parçalarda bütünün ruhu yaşayan topraklar…

Bir kere daha sevinç ve mutluluk doldu yüreğim. Müslüman Türk çocuğu olmaktan, bizi Müslüman Türk yarattığından dolayı Yüce Mevla’ya şükürlerimi bir kere daha dillendirdim.

Ne demek, bin yıldan bu yana Müslüman Türklerin idaresi ve yönetimi altında yaşayan Anadolu topraklarında, zengin bir medeniyet duruyor.

Biz her dinden, her milletten, her mezhepten insanları kendi yönetimimiz altında tutmuşuz. Selçuklu olmuşuz, Osmanlı olmuşuz, Cumhuriyet olmuşuz. Aynı ruhun ve geleneğin anlayışı, tarihin her devrinde ışık, ışık gönüllere aydınlık vermiştir.

Karder-Bir Başkanı Sayın M. Fatih Erdoğan, bir toplantıda sizleri Mardin’e götüreceğim dediğinde; Mardin elden çıkmış, terörün hakim olduğu bir şehrimiz, ne yapalım orada diye içimden geçirmiştim.

Yine de Sayın M. Fatih Erdoğan’ın bu teklifine olumlu yaklaşmıştım.

21 Nisan günü bir telefonla Urfa -Mardin güzergahında düzenlediği geziye katılmamızı, itirazsız kabul etmemizi istedi.

M. Fatih Erdoğan bey, Maraş’ımızın yetiştirdiği güzel insanlardan biridir. Eğitim alanında yüksek gayretler sergileyen bir dostumdur. Onu kırmak ne ki üzmek bile istemeyiz…

22 Nisan Çarşamba günü öğleden sonra takriben saat 14:00 sularında Urfa -Mardin gezisine başladık.

İyi ki başladık. İyi bir planlama yapmış Fatih bey. Yol imamı olarak sevgili dostum Mücahit Aslan beyi belirlemiş. Araçtan sorumlu eski Karder_Bir Başkanı İmadettin Sarı, konaklama ve yemek işlerinden sorumlu FEM Dershaneleri genel müdürü Samet Demirci beyi görevlendirmiş.

Basından sorumlu, gazeteci Sayın Bekir Doğan, sanat danışmanı, sevgili dostum, Sayın Mehmet Doboğlu beyler belirlenmiş. İbrahim Kara Beyi’de Horlayanları takipden görevlendirmiş Fatih Bey. Beni de kayıplardan sorumlu tutmuş.

Gezimizde çok değerli eğitimciler vardı. Pi Analitik Dershanesi Müdürü Muhammed Kasap, Sınav Dershanesi müdürü Adem Beyefendi, Arşimet Dershanesi Müdürü Mahmut Cantürk, Final Dershanesi Müdürü Sayın İbrahim Gülsu, Zirve –Rekor Dershanesi Müdürü İbrahim Kara.Çözüm dershanesi Müdürü Ali Kartal, Eksen dershanesi müdürü sayın Muharrem Erantepli , Uğur dershanesi müdürü sayın Naim Paksoy ve araç kaptanımız İbrahim ustayı unutmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Tabiî ki tüm arkadaşlarımız tam gönül insanı. Kıskançlık yok.Kibir yok. Ekip de tam bir hoşgörü ve tevazu ortamı mevcut. Eğitimin Kahramanmaraş’ta önderliğini yapan bu değerli eğitimcilerle yola çıktık. Dört saat gibi bir zaman dilimi içinde Urfa’ya vardık.

Urfa Fem Dershaneleri müdürlerinden Halil Lök bey bizleri karşıladı. Bir nefis çay ikramının ardından Halil İbrahim Peygamberimizin makamına vardık. Fadıl Kılıç Bey bize mihmandarlık yaptı. Fadıl Beyefendi öğretmendir. Kendisi Urfalıdır. Candan bir yaklaşımla bize Allah’ın Dostum dediği Halilül Rahmanı Kur’an ışığında anlatmaya başladı. İbrahim Peygamberin doğduğu mağaraya girdik ve oradan su içtik. Zalim Nemrudun erkek çocuklarını hırsı uğruna katlettiğini öğrendik. İbrahim peygamberin dağdan ateşe atılışı ve onun düştüğü yer güllük gülüstanlık olduğunu,ateşin onu yakmadığını,orada balıklı gölün efsanelerini sevgili Fadıl beyden dinledik. Halil İbrahim Peygamberin ateşe atıldığı sırada ona aşık olan Nemrudun kızı Zelihanın da ‘’İbrahimin olmadığı dünyada bende olmam’’ diyerek dağdan atlayışını dinledik. Düştükleri yerde göl var.İçinde ateşin yakmadığı balıklar var. İbrahimi aşk ateşi kurtardı. Zeliha’yı ibrahim’in aşkı kurtardı. Emir öyle ey ateş dostumu yakma…. Aşkı ateş yakabilir mi? Ateş aşka yaklaşamadı. Şimdi o balıklı gölde, binlerce balık.Soğuk sularda aşkın alevleri ile cennet yaşıyorlar. Zaten onlara ateş yaklaşamıyor. Hülasa İbrahimin aşkına Allah aşkı ile tanışan Zeliha cennet bahçelerine kavuşuyor. Allah neyi neye vesile kılıyor. Hikmetinden sual sorulmaz. Şair diyorya :

‘’Arada vasıta kırmızı inek

Yeşil otta beyaz ayran gizlidir.’’

Mevlana’ya sormuşlar ‘’Aşk nedir ‘’

Demiş ki :’’OLDA GÖR’’

İbrahim peygamberin aşkını bize tattırmak için gayret gösterdi Fadıl bey.

Halil İbrahim makamında bir orijinal yer gösterdi Fadıl bey. Cesetsiz mezar. Saidi Nursi hazretlerinin ilk defnedildiği makam. Mechullerde yüzen bir derya. Belkide bu cesetsiz Mezar tabirini ilk defa ben kullanıyorum. Rahmeti Rahmana kavuşan Bedizzaman Saidi Nursi hazretleri Urfada 23 mart 1960 da vefat eder. İşaret üzerine cesedi şimdi boş olan bu mezara defnedilir. Ancak sağlığında mechulleri özleyen Hazret, kardeşininde usulen muaffakatı alınarak devlet kararıyla uçakla İsparta’ya götürülür. Ancak ne hikmet ki halen mezarının yeri belirsiz. İşte cesedi olmayan bu mezarlıkta hazret bir süre yatmış. Fadıl kardeşimiz bu vesile ile onun hayat hikayesini anlattı.

Bu ziyaretin akabinden akşam yemeği için bir mekana davet edildik. Burada Urfalı sanatçılar tarafından sıra gecesi düzenlendi.Bir türkü varki Urfa yı gönüllere sokar Urfa’dan gönüller çıkar.Urfa benim güzel vatanımın eşsiz beldelerinden birisidir. Orda yiğidimin yürek yakan türküleri söylenir öbek öbek… Aşklar yaşanmış,sevdalar oyulmuş yüreklerin derinliklerine… Bunlar mısra mısra dillere düşmüş. Ağıt da olmuş zaman zaman… Nakış nakış düğünlere çeyiz olmuş.

Urfalı yam ezelden

Gönlüm geçmez güelden.

&&&

Urfaya paşa geldi

Tahta temaşa geldi.

Bir elim koynumda

Bir eli boşa geldi.

&&&&&

Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar

Anaydan.babaydan ayrı koyarlar.. Sanatcılarımız müziğe doyurdu bizleri…

Ve bir halay başladı… Gönülleri coşturan.. Ayakları çeken bir ritim. O halay rakssına bir kalkışı vardı ki İmadettin ağabeyin. Sanki Ahır dağı yerinden oynuyordu. Urfa’ nın dağları sallanıyordu sanki…Bir heybet ki tavanın revaklarına değiyordu başı. Bir Kahramanmaraşlı yiğitle sevişiyordu Urfa semaları.

Sevgilim semanın güneşi mahı

Seni seven aşık çekmez mi ahı,

Getir el basayım Kelamullahı

Ne sen beni unut.nede ben seni…

Evet İmadettin Sarı yalnız başına ,oniki kişilik bir folklör ekibi gibi oynuyordu. Bir Anadolu çocuğunun bu yaştaki enerjisi onsekiz yaşında bir deliğkanlı da bile yoktu. Maşallah…. Heyecan zirvedeydi..Ayak ritimleri yerde serili halı ile sevişiyordu. Oynadı yalnız başına. Söyleyen söyledi Çalan çaldı. Varın gerisini siz hayal edin.

Bir ara benimde içimden bir volkan patladı. Kendimi kontrol edemedimYüreğime dürülü sevdalarım açılıverdi birden.Bir Hacı Bayram sevdası dolandı ayaklarıma… Hani Bayram Veli deniyordu da tef çalışı vardı da… Akşemsettin de: Bundan mürşit olmaz.Def çalıp oynayan adamdan ne hayır gelir,deyip gitmişti,de,sonra rüyasında boynuna zincir takılıp dergaha çekilmişti… İşte benimki de ekabirlik. Hacı Bayram Veli hazretleri nere…Cevdet Alperen nere. Ayağının tozu dahi olamam.Velhasıl bende yüreğimin tozunu silkeledim biraz. Çaldıkça dovul beynimden emirler yağıyordu ayaklarıma … Düşünüyordumda ,dönüyodum … Hani bir Bektaşi müridi,bir Mevlevi müridine sormuş: - Ne yapıyorsunuz ? Mevlevi demiş ki: - Allah deyip dönüyoruz. Mevlevi de Bektaşiye sormuş : Ya siz ne yapıyorsunuz.? Bektaşi de.- Bizde Allah diyoruz ama dönmüyoruz.

Urfanın nefis yemeklerini ve çiğ köftesini güzel türküler eşliğinde yedik. Burada Ergün Anıl, Halil Lök ve Fadıl Kılıç beylerle vedalaşıp Mardine doğru yola koyulduk

Gelecek yazımda Mardin duygularımı anlatacağım. Hoşça kalınız. Devam edecek

Cevdet ALPEREN

BİR YÜREK GEREK YÜREKLERE DÖNÜŞ İÇİN

Bir yürek gerek yüreklere dönüş için

Değerli dost güzel insan; Mehmet Doboğlu beyefendiyle..

Sizinle bugün, bu yazımda karşılıklı konuşalım. Olurmu?…

Gezi notları;

Mardin - Şanlıurfa izlenimlerinizi okuyucularımızla paylaşmışsınız.

İçinde yaşadığımız şu günlerdeki gelişmeler bana korkunç ve tehlikeli görünüyor. Geçmişte yaşadıklarımız da böyle idi. Yüreklerimiz görmedi. Gözlerimiz yakını göremediği gibi, uzağı da düşleyemez oldu. Zorlama kanunlarla değil gönül bağıyla birbirine bağlı bir toplum, farklı olmayı değil başkaları gibi olmayı tercih ettik. Öylesi daha emin geldi. Daha sorunsuz. Her şey kendi dengiyle uçar, yol alır. Yurdumuz dünya, alanımız evren, milliyetimiz insan. Aramızdaki farklılık ve benzerliklerin neler olduğunu görmek için bu gibi kültürel gezilerin karşılıklı yazıyla da olsa tartışmalara, paylaşılmaya ihtiyacı var. Farklı kesim ve görüşlerden olanları bir araya getirerek fikir tartışmaları ile uzlaşma kültürünü geliştirmeli…

Bilge yürek; “İnsan bilmediğinin düşmanı olur” der.

Yok, ederek var olmak üzerine şekillendiği sanılan medeniyetlerin günümüz insanını, bilmediğinin düşmanı yapıyor. Çünkü sürü psikolojisiyle harekete geçirilen kitlelerin kontrolsüz ne yapacakları bilinmez. Okuduğu iki-üç kitap ile kendini allameyi cihan sanan hokkabazlar… “yedi ……. öldüren cennete girer” söylemi ile hareket ettirilip, bu sebeple geçmişimizde nedenli yaşanmaması gereken trajik olayları yaşattılar. Dünyası ve ahireti için nasıl bir hüsranın ortaya çıkabileceğini düşünmeden konuşan ve düşünmeden hareket eden boş boğaz nutuk atan. Zo’ların işini bitirdik, sıra Lo’larda... yaklaşımıyla yeni bir dünya kurmak, insanlığı ve medeniyetleri kaynaştırmaz. İşte; “Öteki görülenin, bizi öteki görmesi” bundandır. “Bizden değildir” yaklaşımlarıyla farklılığımızı yok saydılar. Farklılığımız zenginlik diyerek, karşılıklı kabul ile birbirlerinin değerlerine saygılı davranarak, hoşgörü kültür mozaiğini taşıyabilmek, yeterince acının yaşandığı bu topraklarda, yeni acılar yaşamak değil, dün ve bugün yaşananlardan alınması gereken ders düşmanlık değil farklılığımızı zenginlik olarak görüyor, bir arada yaşamı savunuyorum.

Farklılığın düşmanlık yerine güç ve zenginlik olduğunu anlar, hak ve özgürlüklere saygı duymayı öğrenirsek eğer, barış ve huzur geri gelecek ve ancak o zaman ileri medeniyet seviyesine yükselebileceğiz. Bu ülkede yaşayan hepimizin çok büyük bir empatiye ihtiyacı var. Bizler bu empatiyi kendimizde oluşturdukça belki o zaman birbirimizi anlarız ve sorunlarımızı gereksiz kompleksler oluşturmadan çözeriz.

Velhasılı kelam; insanları kaynaştırmak için, “Maraş’ta Kiliseler yıkılmasaydı??? Bizde de tarihi yerler az değildi” paragrafınıza karşılık. Bütün bunları görünce çevreye sormak istermisiniz?... nerede bu zenginliği yapanlar, ne oldu. Küçük kazanımlara aldanarak kaybedileni görmezden gelmek aklıselim işi değildir. Ata, ite, puta ve taşa yapılan yatırım kültür de medeniyette değildir. Yatırım insan sevgisine olmalı.

"Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız..." (Hucurat, 13).

Yunus’un dilinde şöyle şekillenir:

Yetmiş iki millete aynı nazarla bakmaz isen

Şer’in kapısında evliya olsan hakikatte asi’sin

Yetmiş iki millet’ten kasıt, tüm insanlıktır. Önce insan.

Çok kültürlü toplumlarda, farklı inanç ve törelere sahip insanların barış ve özgürlük koşullarında, birbirlerinin varlığına saygı göstererek, karşılıklı hoşgörü içinde serbestçe yaşamaları her bakımdan ciddi bir önem taşımaktadır.

Yediğin içtiğin sizin olsun, gördüğün güzellikleri anlatmışsın.

Teşbihte hata olmaz. Siz anlarsınız.

…… sormuşlar. ………varmı günahı?... hayyy seni seni …… nasıl …….(gezdiniz) bensiz… diyesim geliyor.

Acı çekerek de olsa, daha büyük acıları çekmemek adına; karanlıklar yaşatsa da, daha büyük karanlıklardan uzak kalmak için. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür; ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Nasıl ki evren bizatihi kendisi için değil de insan için varsa evrendeki sayısız varlık ve varlığın içindeki en mükemmel varlık olan insan da insan için vardır. Bu topraklarda yaşıyorsam, yaşıyorsak birbirimizi anlamamızın zamanıdır.

Özgürlük her zaman sadece farklı düşünenlerindir.

Gülün ki bütün dünya da sizinle beraber gülsün,

Çünkü ağlarsanız tek başınıza ağlarsınız.

Değişmeyen tek şey değişimdir.

Görüşmek dilegiyle.

Eleştiri yüceltir ...!

Eleştiri yüceltir ...!

Eleştirmekten korkmayın.

Olumlu ya da olumsuz fark etmez.

Her iki şekilde de faydalıdır.

Yönetenlere de bir sözüm var.

En önemlisi “Eleştirilmekten korkmayın”

Eleştiri hataları ve başarıları gündeme taşır.

İstişare eleştiri ile başlar.

Proje üretimi eleştiri ile başlar.

Bunlar da bir kural ister.

Eleştiren hazırlıklı olmalıdır.

Her an şu soruyla karşılaşabilirler.

“Sen olsan ne yapardın?”

“Bu konuda senin projen nedir?”

Bu sorulara cevap verecekseniz eleştirin.

Somut önerileriniz olacak.

Yoksa eleştiri boşa gider.

Havaya mermi sıkmış gibi olursunuz.

***

Suskunluk genelde Yahudi taktiğidir.

Etliye sütlüye karışma.

Kimseyi eleştirme.

Kimseyle kötü olma.

Ben Yahudi değilim.

Kahramanmaraşlıyım.

Şehrimi seviyorum.

Sevdiğimi de yazarak kanıtlamaya çalışıyorum.

Yöneticilerimizi eleştireceğiz.

Başarılarını överek eleştireceğiz.

Yanlışları uyararak eleştireceğiz.

Var mı yanlış tarafı?

En azından susarak dilsiz şeytan durumuna düşmemeliyiz.

***

Daha önce de hatırlattığım bir konu var.

Defalarca da hatırlatacağım.

Bu şehri seviyorsanız susmayın.

Bir şeylerin ucundan tutun.

Sivil Toplum Kuruluşlarına katılın.

Siyasi Partilere katılabilirsiniz.

Birkaç derneğe üye olabilirsiniz.

Vakıflarda görev alın.

Ne kadar çok dernek üyesi iseniz o kadar insansınız.

Pısırıklıktan kurtulmanın yolu derneklerdir.

Üye olun gönlünüze göre birine.

Başlayın konuşmaya.

Önce siz eleştirin, sonra derneğiniz veya partiniz.

Olumlu olumsuz fark etmez.

Yeter ki susmayın, hakkınızı arayın.

***

Gazete okumanız bile bir farktır.

En azından yapılan eleştirileri takip edersiniz.

Ne olup bittiğini görürsünüz.

Birey olarak konuşursak…

Toplum olarak da sesimiz çıkar.

Yahudi taktiğini bırakın.

Cesur olun.

Eleştirmekten korkmayın.

Bizler vatandaşız.

Sindirilmiş duygularımızdan kurtulalım.

Vatandaşlık haklarımızı da sonuna kadar kullanalım.

Sonuç olarak eleştiri bir kültürdür.

Eleştirene de eleştirene de faydası olan bir kültür.

Eleştiri istişareyi doğurur.

İstişare de başarıyı.

Kazanan yine Kahramanmaraş olur.

İyi günler.

Kahramanmaraş tanıtmak

Kahramanmaraş’ı tanıtmak

Bazılarını ekosunu tatmin etmek için etkinlik yapınca bende çıldırıyorum.. böyle aptalca bir iş olmaz diyorum.. yazmayım diyorum olmuyor.. işte bunlardan son örnek..

Ankara da kendin çal kendin oyna..

Şanlıurfa, Mardin, Adıyaman ve Diyarbakır gezisi yaptıktan sonra : Kendimiz çalıp kendimiz oynayarak Kahramanmaraş tanıtamayacağımız kanatına vardım..

Kahramanmaraş Kültür Derneği olarak İstanbul Beyler beyi sarayında 3. yıl önce Kahramanmaraş sergisi açılmıştı , bu sergiye bizde katıldı, dönüşte “ kendimiz çalıp kendimiz oynadık diye yazdım..(böyle olunca bir daha bizi de götürmediler sergiye)

Çünkü biz eleştiriye açık değiliz, hep sırtımızın sıvazlanmasını isteriz.

Abdulhakim Eren hocam , biz ilimizi tanıtmaya çalışıyoruz dedi.

Bize yüzümüze gülse de Bize katılmadı, bize buz etti.

Oysa yapılması gereken şu idi: İstanbul o sergi için yaptığımız masraf ile İstanbul dan Kahramanmaraş’a iki otobüs, üç otobüs, 5 otobüs sivil toplum kuruluşlarının başkanları ve getirsek Kahramanmaraş’ta ağırlasak , tanıtma bu olur.. bunu düşünmedik..denmesi gerekirdi.

Kendimiz çalıp kendimiz oynayarak Kahramanmaraş kime tanıtıyoruz anlamış değilim..

Ankara da yine Kahramanmaraş Kültür derneği, belediye , Vali Yardımcızın katılması ile benzeri bir toplantı yapılmış belediyeden gelen resimlere baktığımız zaman Ankara da ki Kahramanmaraşlılar kendileri çalıp kendileri oynayarak Kahramanmaraş , kendi kendilerine tanıttıklarını görüyorum..

Kahramanmaraş böyle tanıtılmaz..

Ankara da ki Kahramanmaraşlılar yemek yese ne olur yemese ne olur..

Ankara da yapılan o tanıtım programının masrafına Ankara dan Kahramanmaraş 15 adet otobüs tutulsa insanlar otobüslerle buraya taşınsa burada yemek yeseler, çarşımızı pazarımız gezip görseler, Eshab-ı kehf gitseler tarihi ve turistlik yerlerimizi görseler, Ilıca ve İçmelere gitseler , bizim Ankara ‘ya yaptığımız masrafı burada yapsak o zaman Kahramanmaraş tanıtılmış olur..

Bir birimizi kandırmayalım..

Beyler böyle Ankara da dolma sarma, ile Kahramanmaraş tanıtılmaz..

Tanıtım görmek istiyorsanız , Şanlıurfaya gidin..

Tanıtım istiyorsanız Mardine gidin

Tanıtım görmek istiyorsanız Diyarbakır gidin

Tanıtım görmek istiyorsanız Adıyaman a gidin..

Ankara yemekler yensin dondurmalar dağıtılsın böyle Kahramanmaraş tanıtılmaz..

Ankara da ki insanları buraya getirin sizleri alkışlayım..

İstanbul insanının buraya getirin sizleri tebrik edeyim

Türkiye Kahramanmaraş’a taşıyın sizleri kutlayalım şehrin girişine heykelinizi dikelim..

Ama kendimiz çalıp kendimiz oynayarak Kahramanmaraş tanıtılmaz tanıtamazsınız..

Beyler

Bırakın Ankara – İstanbul komşularımız, Adıyaman, Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Malatya Turizmden nasıl pay alıyor gidin görün..

Şanlıurfa ya bugünlerde günlük 1000 adet otobüs , minibüs giriyor.. Ankara da bunlar sarma dolma dağıtmıyorlar..

Sarma , Dolma, Dondurma, Çorba ile Ankara da Kahramanmaraş tanıtılamaz..

Siz bunu yapmakla bun insanlara şu mesajı veriyorsunuz: siz Kahramanmaraş gelmeyin biz size her yıl geliriz..

Özet olarak şunu söylüyorum: Ankara ‘ya yapılan masrafa otobüs tutun oradaki insanları burada misafir edin tüm masraflarını karşılayın o zaman esnafında yüzü güler otelcininde yüzü güler, halkında yüzü güler. Oysa siz Ankara esnafı ve otelcisinin yüzünü güldürüyorsunuz..

Böyle tanıtım olmaz.. tanıtım yapacaksanız Valilik , belediye , Sivil toplum kuruluşları el ele vererek Türkiye ‘yi Kahramanmaraş taşıyın, gelen turlara , bedava dolma verin, sarma verin, dondurma verin yesinler içsinler Kahramanmaraş görsünler , şehir böyle tanıtılır..

Bugün bir tek yabancının girmediği Kahramanmaraş’ta herkes bir birine bakıyor… herkes bir birinin eline bakıyor. Böyle tanıtım olur mu ? ..

Tanıtım yapacaksanız Türkiye ‘yi Kahramanmaraş getirin burayı görsünler , o dolmaları sarmaları dondurmaları burada ikram edelim ne diye Ankara ‘ya gidiyoruz..

İyi günler diliyorum..