Urfa Durağı
Türkiye’m, Anadolu’m yüreğimin sığabildiği, yüreğime sığdırabildiğim, ecdadımın kanlarının serpildiği topraklar…
Sen Maraş’sın, Antep’sin, Hakkari’sin, Ağrı’sın, Rize’sin, İstanbul’sun, Edirne’sin. Hele hele Urfa’sın, Mardin’sin, Diyarbakır’sın, velhasıl 81 ilsin. Hepsi bir, biri hepsi. Bütünde parçaların, parçalarda bütünün ruhu yaşayan topraklar…
Bir kere daha sevinç ve mutluluk doldu yüreğim. Müslüman Türk çocuğu olmaktan, bizi Müslüman Türk yarattığından dolayı Yüce Mevla’ya şükürlerimi bir kere daha dillendirdim.
Ne demek, bin yıldan bu yana Müslüman Türklerin idaresi ve yönetimi altında yaşayan Anadolu topraklarında, zengin bir medeniyet duruyor.
Biz her dinden, her milletten, her mezhepten insanları kendi yönetimimiz altında tutmuşuz. Selçuklu olmuşuz, Osmanlı olmuşuz, Cumhuriyet olmuşuz. Aynı ruhun ve geleneğin anlayışı, tarihin her devrinde ışık, ışık gönüllere aydınlık vermiştir.
Karder-Bir Başkanı Sayın M. Fatih Erdoğan, bir toplantıda sizleri Mardin’e götüreceğim dediğinde; Mardin elden çıkmış, terörün hakim olduğu bir şehrimiz, ne yapalım orada diye içimden geçirmiştim.
Yine de Sayın M. Fatih Erdoğan’ın bu teklifine olumlu yaklaşmıştım.
21 Nisan günü bir telefonla Urfa -Mardin güzergahında düzenlediği geziye katılmamızı, itirazsız kabul etmemizi istedi.
M. Fatih Erdoğan bey, Maraş’ımızın yetiştirdiği güzel insanlardan biridir. Eğitim alanında yüksek gayretler sergileyen bir dostumdur. Onu kırmak ne ki üzmek bile istemeyiz…
22 Nisan Çarşamba günü öğleden sonra takriben saat 14:00 sularında Urfa -Mardin gezisine başladık.
İyi ki başladık. İyi bir planlama yapmış Fatih bey. Yol imamı olarak sevgili dostum Mücahit Aslan beyi belirlemiş. Araçtan sorumlu eski Karder_Bir Başkanı İmadettin Sarı, konaklama ve yemek işlerinden sorumlu FEM Dershaneleri genel müdürü Samet Demirci beyi görevlendirmiş.
Basından sorumlu, gazeteci Sayın Bekir Doğan, sanat danışmanı, sevgili dostum, Sayın Mehmet Doboğlu beyler belirlenmiş. İbrahim Kara Beyi’de Horlayanları takipden görevlendirmiş Fatih Bey. Beni de kayıplardan sorumlu tutmuş.
Gezimizde çok değerli eğitimciler vardı. Pi Analitik Dershanesi Müdürü Muhammed Kasap, Sınav Dershanesi müdürü Adem Beyefendi, Arşimet Dershanesi Müdürü Mahmut Cantürk, Final Dershanesi Müdürü Sayın İbrahim Gülsu, Zirve –Rekor Dershanesi Müdürü İbrahim Kara.Çözüm dershanesi Müdürü Ali Kartal, Eksen dershanesi müdürü sayın Muharrem Erantepli , Uğur dershanesi müdürü sayın Naim Paksoy ve araç kaptanımız İbrahim ustayı unutmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Tabiî ki tüm arkadaşlarımız tam gönül insanı. Kıskançlık yok.Kibir yok. Ekip de tam bir hoşgörü ve tevazu ortamı mevcut. Eğitimin Kahramanmaraş’ta önderliğini yapan bu değerli eğitimcilerle yola çıktık. Dört saat gibi bir zaman dilimi içinde Urfa’ya vardık.
Urfa Fem Dershaneleri müdürlerinden Halil Lök bey bizleri karşıladı. Bir nefis çay ikramının ardından Halil İbrahim Peygamberimizin makamına vardık. Fadıl Kılıç Bey bize mihmandarlık yaptı. Fadıl Beyefendi öğretmendir. Kendisi Urfalıdır. Candan bir yaklaşımla bize Allah’ın Dostum dediği Halilül Rahmanı Kur’an ışığında anlatmaya başladı. İbrahim Peygamberin doğduğu mağaraya girdik ve oradan su içtik. Zalim Nemrudun erkek çocuklarını hırsı uğruna katlettiğini öğrendik. İbrahim peygamberin dağdan ateşe atılışı ve onun düştüğü yer güllük gülüstanlık olduğunu,ateşin onu yakmadığını,orada balıklı gölün efsanelerini sevgili Fadıl beyden dinledik. Halil İbrahim Peygamberin ateşe atıldığı sırada ona aşık olan Nemrudun kızı Zelihanın da ‘’İbrahimin olmadığı dünyada bende olmam’’ diyerek dağdan atlayışını dinledik. Düştükleri yerde göl var.İçinde ateşin yakmadığı balıklar var. İbrahimi aşk ateşi kurtardı. Zeliha’yı ibrahim’in aşkı kurtardı. Emir öyle ey ateş dostumu yakma…. Aşkı ateş yakabilir mi? Ateş aşka yaklaşamadı. Şimdi o balıklı gölde, binlerce balık.Soğuk sularda aşkın alevleri ile cennet yaşıyorlar. Zaten onlara ateş yaklaşamıyor. Hülasa İbrahimin aşkına Allah aşkı ile tanışan Zeliha cennet bahçelerine kavuşuyor. Allah neyi neye vesile kılıyor. Hikmetinden sual sorulmaz. Şair diyorya :
‘’Arada vasıta kırmızı inek
Yeşil otta beyaz ayran gizlidir.’’
Mevlana’ya sormuşlar ‘’Aşk nedir ‘’
Demiş ki :’’OLDA GÖR’’
İbrahim peygamberin aşkını bize tattırmak için gayret gösterdi Fadıl bey.
Halil İbrahim makamında bir orijinal yer gösterdi Fadıl bey. Cesetsiz mezar. Saidi Nursi hazretlerinin ilk defnedildiği makam. Mechullerde yüzen bir derya. Belkide bu cesetsiz Mezar tabirini ilk defa ben kullanıyorum. Rahmeti Rahmana kavuşan Bedizzaman Saidi Nursi hazretleri Urfada 23 mart 1960 da vefat eder. İşaret üzerine cesedi şimdi boş olan bu mezara defnedilir. Ancak sağlığında mechulleri özleyen Hazret, kardeşininde usulen muaffakatı alınarak devlet kararıyla uçakla İsparta’ya götürülür. Ancak ne hikmet ki halen mezarının yeri belirsiz. İşte cesedi olmayan bu mezarlıkta hazret bir süre yatmış. Fadıl kardeşimiz bu vesile ile onun hayat hikayesini anlattı.
Bu ziyaretin akabinden akşam yemeği için bir mekana davet edildik. Burada Urfalı sanatçılar tarafından sıra gecesi düzenlendi.Bir türkü varki Urfa yı gönüllere sokar Urfa’dan gönüller çıkar.Urfa benim güzel vatanımın eşsiz beldelerinden birisidir. Orda yiğidimin yürek yakan türküleri söylenir öbek öbek… Aşklar yaşanmış,sevdalar oyulmuş yüreklerin derinliklerine… Bunlar mısra mısra dillere düşmüş. Ağıt da olmuş zaman zaman… Nakış nakış düğünlere çeyiz olmuş.
Urfalı yam ezelden
Gönlüm geçmez güelden.
&&&
Urfaya paşa geldi
Tahta temaşa geldi.
Bir elim koynumda
Bir eli boşa geldi.
&&&&&
Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar
Anaydan.babaydan ayrı koyarlar.. Sanatcılarımız müziğe doyurdu bizleri…
Ve bir halay başladı… Gönülleri coşturan.. Ayakları çeken bir ritim. O halay rakssına bir kalkışı vardı ki İmadettin ağabeyin. Sanki Ahır dağı yerinden oynuyordu. Urfa’ nın dağları sallanıyordu sanki…Bir heybet ki tavanın revaklarına değiyordu başı. Bir Kahramanmaraşlı yiğitle sevişiyordu Urfa semaları.
Sevgilim semanın güneşi mahı
Seni seven aşık çekmez mi ahı,
Getir el basayım Kelamullahı
Ne sen beni unut.nede ben seni…
Evet İmadettin Sarı yalnız başına ,oniki kişilik bir folklör ekibi gibi oynuyordu. Bir Anadolu çocuğunun bu yaştaki enerjisi onsekiz yaşında bir deliğkanlı da bile yoktu. Maşallah…. Heyecan zirvedeydi..Ayak ritimleri yerde serili halı ile sevişiyordu. Oynadı yalnız başına. Söyleyen söyledi Çalan çaldı. Varın gerisini siz hayal edin.
Bir ara benimde içimden bir volkan patladı. Kendimi kontrol edemedimYüreğime dürülü sevdalarım açılıverdi birden.Bir Hacı Bayram sevdası dolandı ayaklarıma… Hani Bayram Veli deniyordu da tef çalışı vardı da… Akşemsettin de: Bundan mürşit olmaz.Def çalıp oynayan adamdan ne hayır gelir,deyip gitmişti,de,sonra rüyasında boynuna zincir takılıp dergaha çekilmişti… İşte benimki de ekabirlik. Hacı Bayram Veli hazretleri nere…Cevdet Alperen nere. Ayağının tozu dahi olamam.Velhasıl bende yüreğimin tozunu silkeledim biraz. Çaldıkça dovul beynimden emirler yağıyordu ayaklarıma … Düşünüyordumda ,dönüyodum … Hani bir Bektaşi müridi,bir Mevlevi müridine sormuş: - Ne yapıyorsunuz ? Mevlevi demiş ki: - Allah deyip dönüyoruz. Mevlevi de Bektaşiye sormuş : Ya siz ne yapıyorsunuz.? Bektaşi de.- Bizde Allah diyoruz ama dönmüyoruz.
Urfanın nefis yemeklerini ve çiğ köftesini güzel türküler eşliğinde yedik. Burada Ergün Anıl, Halil Lök ve Fadıl Kılıç beylerle vedalaşıp Mardine doğru yola koyulduk
Gelecek yazımda Mardin duygularımı anlatacağım. Hoşça kalınız. Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder