28 Nisan 2009 Salı

Konuşan Mardin Notları

KONUŞAN MARDİN

Mardin tüm misafirleriyle konuşurmuş. Ama her misafiri kendisini duymazmış.

23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 09.00’da Mardin’e girdik. Nereye baksanız sizi hayran bırakan farklı bir güzellik görüyorsunuz. Anladım ki Mardinli ne yapmışsa içine sanat ve estetik katmış. Camiler ve medreseler sanat şaheseri. Kiliseler muhteşem. Normal vatandaşların oturduğu evler bile insanı hayran bırakıyor. Kısaca, “Sanat ve estetiğin bulunduğu yerde kavga ve düşmanlık olmaz.” diyor Mardin.

Üstat Necip Fazıl Kısakürek de;

“Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış,

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.”

Diyerek Allaha ancak sanatla ulaşılabileceğine işaret etmiyor mu? Mardin’de yaşarken aya, yıldıza, ateşe tapanlar da, Müslüman ve Hıristiyanlarda sanatlarını Allah’ı aramak için kullanmışlar. Bu yüzden asırlardır kimse kimseye karışmamış. Herkes bir diğerinin sanatına dolayısıyla Allah’ına / İnancına saygı duymuş. Sanatta ve Estetikte yarışmışlar. Ortaya, bu muhteşem hoşgörü tablosu, bu muhteşem Şehir çıkmış.

Marifet, Allah’ı aramakmış, ararken de detaylara girmek gerekmiş. Sanat ve Estetik birinci şartmış. İkincisi, “Yaratılan her şeyi Yaratandan ötürü sevip saymakmış.” Mardin’in söyledikleri bundan ibaret…

ADAM TANIMAK

İnsanları tanımanın yollarından birisi de “yolculuk” yapmak.18 Kişi olduk, 38 saat süren bir geziye çıktık. Bu sürenin 4 saati uykuda, 12 Saati arabada, 22 Saati ise ziyaretlerde geçti. Baş döndürücü bir program olmasına rağmen hiçbir aksaklık yaşanmadı. Daha önceden planlanan program hamdolsun tıkır tıkır işledi. Programda aksaklık olmaması gezinin keyfini bir kat daha artırdı.

Kısa sürede üç şehir ve onlarca cami, dergâh, metrese, kilise gezildi. Diyarbakır surları ve Gazi köşkü ziyaret edildi. Vakit namazları ve cami, mescit ve dergâhlarda ziyaret namazları kılındı. Kuranlar okundu dualar yapıldı.

Görülen yerlerle ilgili bilinenler tekrar hatırlandı bilinmeyenler öğrenildi. Mardin deki Sıttı Radviyye (Hatuniye) Medresesinde Peygamber Efendimizin ayak izinin olduğunu hepimiz ilk kez öğrendik ve çok heyecanlandık. Hz. Ömer Efendimizin halifelik döneminde Diyarbakır’ı fethe gelen askerlerin arasında Halit Bin Velit ve Oğlu Süleyman’ın da bulunduğunu Süleyman’ın 26 Sahabeyle birlikte şehit düştüğünü de yeni öğrendik. Üç ilimizde de attığımız her adım, bastığımız her toprak, gördüğümüz her eser bizi çok etkiledi. Gezilen mekânlarla ilgili detayları geziye katılan Sayın Bekir Doğan ve Sayın Mehmet Doboğlu yazıyorlar. Herkesin okumasında yarar var. Bu yüzden Ben, gezilen mekânlarla ilgili bilgiler yazmayacağım. Bu tür gezilerin önemi üzerinde duracağım. Yapmış olduğumuz 38 Saatlik gezide elde ettiğimiz kazanımlardan bahsetmeye çalışacağım.

Birincisi; geziye katılan arkadaşlar bir birlerini daha iyi tanıma fırsatını buluyorlar. Yoldaşlık yapılır mı? Nasıl bir karaktere sahip? Ne yer? Nelere güler? Kurallara uyar mı? Diğer arkadaşlara saygılı mı? Oynar mı? Horlar mı? Sayıklar mı? Eli açık mı? Aldığı görevleri ciddiyetle uygular mı? Geziye katılanlar bir birleriyle ilgili tüm bu soruların cevabını öğrenme imkânını bulabiliyorlar. Benim izlenimlerim, geziye katılan arkadaşların tamamı on üzerinden on aldılar. Sınıfı geçtiler. Kendileriyle değil 38 Saatlik gezilere 38 Günlük gezilere bile rahatlıkla gidilebilir.

GÖREV ADAMI OLMAK

Gezi boyunca yapılması gereken işlerle ilgili görevlendirmeler yapmıştım:

Mücahit Aslan: Yol İmamı,

İmadettin Sarı: Araç Komutanı,

Cevdet Alperen: Kayıpları bulma mesulü,

Samet Demirci: Konaklama sorumlusu,

İbrahim Kara: Horlayanları ve Sayıklayanları uyandırma mesulü,

Bekir Doğan: Basın ve halkla ilişkiler sorumlusu,

Mehmet Doboğlu: Sanat Danışmanı,

Muharrem Erantepli: Gereken yerlerdeki konuşmaları yapma mesulü.

Görev alan arkadaşların, görevlerini bihakkın yerine getirdiklerine şahitlik edebilirim.

Yol imamımız Mücahit Aslan Beyefendi gerek vakit namazlarımızı

Gerekse mescitlerdeki ziyaret namazlarını hiç aksatmadan kıldırdı. Gereken yerlerde okuduğu Kuran ve yaptırdığı dualarla kalplerimizin pasını sildi.

Araç komutanımız İmadettin Sarı Beyefendi az bulunan mükemmel bir insan. Urfa’da yapılan sıra gecesinde muhteşem bir oyun sergiledi. Anlattığı fıkralarla bizleri kırdı geçirdi. Mardin’e kadar gezinin neşe kaynağıydı. Mardin’de moralimizi bozan üzücü bir olay yaşadık. Çarşıda gezerken ben kendisine “Ağabey, maşallah Arap kızlarının gözleri çok güzel oluyor.” Demişim. Sen tut bu sözden sonra karşına çıkan tüm kadınların gözüne bak. Kadının biri yanlış anlamış. “Sapık mısın nesin” diyerek başlamış İmadettin Beyin üzerine saldırmaya. Çarşı esnafı kadının elinden zor almış. Bu olaydan sonra keyfi kaçtı garibimin. Ama bizler gelene kadar takılmaya devam ettik. Hepimizi gülmekten kırıp geçiren ikinci olay ise, Naim Beyin yaşadığı telefon faciası oldu. ( Telefon faciasını yarın okuyabilirsiniz.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder